Bugun...


2021 yılı Nimri Kullukları Sanat Projesi
Tarih: 18-09-2021 16:22:40 Güncelleme: 18-09-2021 16:38:40 + -


2021 yılı Nimri Kullukları Sanat Projesi Toplumlar bir yerden bir başka yere göç ederken, beraberlerinde değerli zenginlikleri olan kültürlerini de taşıyorlar.

facebook-paylas
Tarih: 18-09-2021 16:22

2021 yılı Nimri Kullukları Sanat Projesi

2021 yılı Nimri Kullukları Sanat Projesi

Toplumlar bir yerden bir başka yere göç ederken, beraberlerinde değerli zenginlikleri olan kültürlerini de taşıyorlar. Geçmişten bugüne gelen somut ve soyut olan varlıklar, gelenekler, geçmişle kurulan her türlü bağ, kimlik, bir mekâna bir yaşam kültürüne ait olma, geçmişle oluşan bağın tanımıdır. Kültürel miras kültürel kimliktir. İnsan yaşamına dair dokunulabilen dışında, dokunulamayan ancak somut olanın oluşumunda hiç kuşkusuz hep var olan etmenler, somut olmayan kültürel miras içinde yer alır. Bu somut olmayan kültürel miras; gelenekler, inançlar, törenler, edinilen yaşamsal tecrübeler olarak tanımlanabilir. Nimri Köyü dağlarını süsleyen kulluklar işte böyle bir tarihi miras olup, kökleri asırlar öncesine dayanan bir geleneği temsil etmektedir.

Kullukların başlangıç coğrafyası olan Sibirya ve Altay bölgesinde yaşayan Gök Tanrı inancına sahip toplumlar; dağın, ırmağın, vadinin ve benzeri yerlerin bir sahibi-iyesi olduğuna inanırlar. Buralara yaptıkları kulluklar aracılığıyla, o yerlerin sahibinin ruhu ile bağ kurarlar ve onları kutsarlar.

Sibirya’daki Türk ve Moğol halklarının kültürlerinde varlıkları ve ritüeli bügün de devam eden kulluklar Anadolu’da da bulunmaktadır. Ancak Türkiye’de bu gelenek günümüzde ne yazık ki yok olmak üzeredir. Moğolistan’da Obo – Ovo”, Altay Cumhuriyetinde Üle”, Yakutistan’da Taas Kihite” diye anılan yapıtlara Keban’ın Nimri köyünde Kulluk” denmektedir ve bunların yapılış nedenleri, işlevleri aynıdır.

Gerek Sibirya, gerekse Anadolu topraklarında biçimleri aynı olan iki tür kulluk görülmektedir:

Birincisi; silindir şeklinde, yassı taşların üst üste konulmasıyla oluşan, insan boyundan biraz yüksek yapıtlardır. Üzerlerine ardıç ağacı dalı konur ve bunlara renkli şerit bezler bağlanır. Bazen kullukların tepesinde bir sopa üzerine yerleştirilmiş sığır ya da at başı iskeleti de bulunur.

İkincisi ise, tabanı daire şeklinde olup gene taşların üst üste konulmasıyla meydana gelen, konik biçiminde ve minyatür bir dağa benzeyen anıtlardır. Üzerinde farklı boylarda yerleştirilmiş ardıç ağacı çubukları vardır.

Bu iki çeşit kulluk dışında, Moğolistan’ın Buryad Bölgesi’nde ve Altaylar’da sadece ağaç çubuklardan yapılmış, üzerine bez şeritler bağlanan çadır biçiminde kulluklara da rastlanmaktadır.

Kullukların çevresinden geçen insanlar, inanç gereği anıtın etrafında üç kez döner, çevreden bulduğu bir taşı yapıtın üzerine koyar, lokma olarak yiyecek bırakır ve dallara bez şerit bağlayarak, bulunduğu yerin iyesine-sahibine saygılarını gösterir. Yolcu yaptığı bu eylemle yerin ruhuna armağan sunar ve ondan dilekte bulunur, şans diler.

Yukarıda bahsedilen ilk iki tür yapıtı, yok olma aşamasında da olsa, hâlâ Nimri Köyünde bulabiliyoruz. Silindir biçimdeki kullukları 40 – 50 yıl öncesine kadar Nimri Dağlarında görmek mümkündü. Bugün ise kalıntıları hâlâ yerlerinde durmaktadır. Piramit şeklinde olanlar ise insanların toplu kutsama yeri olarak gördüğü, Nimri’ye yakın Ağbaba, Abbasdede ve Dalardıç isimli ziyaretlerin anıtlarıdır.

Gök Tanrı inancının bir parçası olan Kullukların ortaya çıkışını Tuva Cumhuriyeti vatandaşı, halk bilimci, ünlü akademisyen ve aynı zamanda kendisi de bir Kam (şaman) olan Monguş Kenin Lopsan’dan öğrenelim.(1) Lopsan, Moğolca bir sözcük olan ve dünya literatürüne böyle geçmiş ovo veya obo’ların doğuşunu üç döneme ayırıyor:

Birinci aşama Altay toplumlarının avcılık dönemidir. Avcılar, av hayvanlarının bulunduğu yere işaret olarak bir taş bırakıyorlardı. Oradan geçen diğer avcılar veya o taşın yakınındaki ağaçlardan yemiş toplayan ya da topraktan kök çıkartan insanlar da, o yerin iyesine-sahibine memnuniyetini göstermek için buraya bir taş daha koyuyorlardı. İlk ovo kutsaması böyle başlıyor.

Avcılıktan, hayvan besleme aşamasına geçilen ikinci dönemde, yetiştirdikleri hayvanlar semizleşip geliştiğinde, tabiat zorlukları aşıldığında, daha yüksek bir refah düzeyine ulaşıldığında insanlar, bulundukları yerin iyesine memnuniyetlerini göstererek uygun bir yere ya da hayvanların yayıldıkları yüksek bir tepeye taş bırakıyorlardı. Ovo kutsamasının ikinci aşaması böyle olmuştur.

Üçüncü aşama, beslenme için toprağın işletildiği, ürün elde edildiği, çiftçilik dönemidir. Artık temel yiyecek maddesi buğdaydır. Bu ürünün yetiştiği topraklara yağmur yağsın, bereket olsun diye, yerin sahibi – ruhu için insanlar buralara taş yığmaya ve bu yapıtları kutsal kabul etmeye başlamışlardır.

Ovo’ların yapılacağı yeri gösterip, onları kutsayan, ayinini yapan kişi ise, sıradan insanların bilmediğini bilen, duymadığını duyan, ruhlar ve gök güçleriyle iletişime geçen ve Sibirya – Altay bölgesindeki topluluklarda, “kusursuz kişi” ya da “Kam” denilen şamanlardır.

Altay toplumları yaşadıkları bölgedeki en yüksek dağın tepesine ya da ovalardaki düzlük alanlara Ovo yaparlar. Dağın zirvesindeki ovo’nun ya da düzlük tarım arazilerindeki ovo’ların kutsanması buraların sahibine-ruhuna olan hürmeti gösterir. Yüksek bir dağ için yapılan kutsama diğerlerine göre daha önemlidir. Dağın tepesinde çıplak bir yere yapılan ovo törenine bölgenin tüm halkı, küçük büyük herkes katılır. Kutsamaya gelenlere ve dağın sahibine-ruhuna en iyi yiyecek ve içecekler ikram edilir. Ovo’lara yapılan törenin esas olarak anlamı; ak ve mavi gökyüzünden halkın iyilik dilemesidir. Yağmurun yağması, buğdayın bol yetişmesi, ormanlarda avın bereketli olması, refah gelmesi için ovo kutsanmaktadır. O yerin iyesine yani sahibine dua edilir, lokma sunulur, ak sütten saçı(2) yapılır, mavi, beyaz ipek kurdeleler armağan olarak dallara bağlanır. Erkekler önceden gelerek ovo’nun dört yanına konan dört geniş taş üzerinde ardıç dalları yakarak tütsü yaparlar. Törende ağaç bakraçtaki ak süt yer iyesine doğru saçılır. O yerin ovo’sunun yanından, çevredeki en yüksek dağa dönülerek topluca dua edilir.

Yukarıda Ovo için gerçekleştirilen kutsamalar aynı amaç ve çok benzer biçimde Nimri köylülerince Ağbaba ziyaretınde yapılmaktaydı. Ağbaba’nın tepesinde otuz yıl öncesine kadar dağı simgeleyen konik bir kulluk vardı. Burayı ziyarete gelen insanlar çevreden bir taş alıp, bu kulluğun üzerine koyarlardı. Meşe ağaçları öpülür, dallarına bez şeritler bağlanırdı. Köyün inanç önderi dede ve sayılan kişisi tarafından yönetilen toplu ayine katılanlar, yönlerini güney batı istikametinde bulunan, bölgenin en yüksek dağı Abdulvakap üzerindeki ziyarete dönerek dua ederlerdi. Ayini yöneten kişi, kendine getirilen testiden avuçlarına boşalttığı suyu saçı olarak göğe doğru serperdi.

AĞBABA, ABBASDEDE ve DALARDIÇ ZİYARET KULLUKLARI

Dağlarda bulunan silindir şeklindeki kulluklara ek olarak, minyatür bir dağa benzeyen, konik taş yığını biçimindeki ziyaret kullukları çok yakın bir zamana kadar, Nimri Köyü etrafındaki; Ağbaba, Abbasdede ve Dalardıç’ta varlıklarını sürdürdüler. Bu üç yer, köylüler tarafından kutsal kabul edilmekte, dilek ve adak yeri olarak tanınmaktadır. Nimri Köyü, birbirini gören bu üç ziyaretin ortasında yer almaktadır.

AĞBABA

Nimri, doğusunda bulunan Ağbaba Dağının eteğine kurulmuştur. 1450 metre rakımda olan Ağbaba’nın tepesi ve oradaki meşe ağaçları kutsal sayılmakta ve günümüzde adak yeri olarak Nimri ve çevredeki Türkmen köylüleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Kısa zaman öncesine kadar, Ağbaba’nın Nimri’ye bakan yönünde, meşe ağaçlarına 50 metre altında, piramit biçiminde bir kulluk bulunuyordu. Yapıtın 1983 yılında çekilmiş fotoğrafında, bu konik kulluğu ve yanındaki yıkılmış silindir biçimindeki kulluğu görüyoruz. Nimri’nin yaşlılarından Ziya Ertürk, geçmişte köylülerin bu kulluğun yanından geçerken, inançsal bir davranış olarak, çevreden aldıkları bir taşı onun üzerine bıraktıklarını belirtmektedir. Bu ritüel, Sibirya ve Moğolistan’da yaşayan halkların Gök Tanrı inanışında da yapılmaktadır.

Ziya Ertürk ayrıca bize şu bilgileri de vermektedir : “1960’lı yılların sonuna kadar Nimrililer düzenli olarak her yılın mayıs ve haziran aylarında toplu kutsama için Ağbaba’ya çıkıyorlardı. Mayıs ayında yapılan kutlamada, kış mevsiminin bitişi nedeniyle Ağbaba’da köy kurbanı yapılıyordu. Haziran ayında ise dağlarda ot toplama öncesi kurban töreni gerçekleşirdi. Bu tören; otun, ekinin bereketli olması ve yağmur yağması için Ağbaba’da yapılan toplu ritüeldi. Törenlere çevre Türkmen köylerinden de katılım oluyordu. Bu iki toplu törende, insanlar yukarıda fotoğrafı olan yapıtın etrafında diz çökerek, çember biçiminde oturuyorlardı. Nimri’den Fevzi Önen dua okurdu. Nimri’nin dedeleri, Onar köyünden Koca Dede ve Ahmet Dede dua okuyup, deyişler söyleyerek kutsama yaparlardı. Törende kurban kesiliyor ve meşe ağaçlarına bez şeritler bağlanıyordu. İnsanlar meşe ağaçlarını üç kez öperek bu ağaçların dibinden bir parça “cüvher” denilen topraktan ağızlarına götürüyorlardı”. Ağbaba’da toplu köy kurbanı ve kişisel adaklar için yapılan kurban geleneği bugünde devam etmektedir.

Ağbaba ; zirvesindeki kayalık, ziyaret kulluğu ve meşe ağaçları bir bütündür. Bu üçlü ögenin birlikteliği dağın kutsallığını belirler. Ağbaba’ya adakta bulunan, onu ziyarete gelen insanlar; yerin ruhunu temsil eden bu bütünlük aracılığıyla göksel güçlerle ilişki kurmaktadırlar. İlk başta Ağbaba’nın sahibi olan dağın ruhu için yapılıp, yüzyıllar boyu varlığını sürdüren bu ziyaret kulluğu, köylünün şehirleşmesi ile birlikte ihmal edilmiş, zaman içinde yapıtın üst bölümündeki taşlar etrafa saçılmıştır. Alanda yapılan keşif sırasında ziyaret kulluğunun kalıntıları bulunmuştur. Tabanı daire biçiminde taş örülmüş durumda varlığını sürdürmektedir. Kalıntının ortasından bir meşe ağacı yetişmiştir. 2021 projesi yok olmak üzere olan bu yapıtı restore ederek bozulan ahengi onarmayı amaçlamaktadır.

ABBASDEDE

Köyün güney batısındaki dağlık bölgede, Dummu yolu üzerinde bulunan piramit biçimli bir ziyaret kulluğudur. Yakın zamana kadar yapıtın tepesine konmuş sapana benzer çatal biçiminde, kuru bir ardıç dalı bulunuyordu. Köylüler bu ziyaret kulluğuna armağan olarak bez şeritler bağlıyor, dilek tutuyor ve adakta bulunuyorlardı. Kulluğun yanından geçen ya da onu ziyarete giden kişiler yerin sahibine saygı için yapıtın üzerine bir taş koyuyordu.

Abbasdede yapıtının yanında aynı isimle anılan bir bahçenin sahibi olan Muharrem Oral, yetmiş sene öncesine ait anısını bize şöyle anlatıyor: “Çocukluğumda sebzeleri sulamak için tek başına bahçeye gitmekten korkuyordum. Annem korkmam için bir neden olmadığını, çünkü beni Abbasdede ziyaretinin koruduğunu söylerdi. Ziyaretin yanından geçerken, çevreden bir taş alır, yapıtın üzerine bırakırdım”.

Nimri köylülerinin kutsal bildikleri bu taş yapıtın bugün şekli biraz bozulmuş olsa da, yanında büyümüş genç bir ağaç ile varlığını sürdürmektedir. Ziyaret yapıtı olan bu yer ile ilgili gelenek ve kutsamalar günümüzde unutulmak üzeredir.

DALARDIÇ

mri’nin kuzey batısında, Gülhane mevkiinin 200 metre batısındadır. Köylünün asırlardır ziyaret ettiği kulluğun kalıntısı daire biçiminde kutsal sayılan ardıç ağacının altında daire biçiminde örülmüş taşlarıyla durmaktadır. Üzerinde yükseklik oluşturan taşlar çevresine yayılmıştır. Ardıç ağacı hâlâ köylüler tarafından seyrek de olsa ziyaret edilmektedir. Aacının dallarına bağlanan rengârenk dilek bezleri ise unutulmaya yüz tutmuştur.

Tarihimizin önemli parçası olan ve geçmiş kuşakların yüzyıllar boyu yaşatıp günümüze taşıdıkları ; Ağbaba, Abbasdede ve Dalardıç’ta ki üç ziyaret kulluğu ve arkasındaki geleneksel kültür bugün kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

KÜLTÜREL MİRAS OLARAK KULLUKLAR

Nimri Köyünde var olan kulluk geleneği, somut ve somut olmayan kültür mirasımızın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Kulluklar somut olan yapıt ve onu sarıp sarmalayan somut olmayan kültür ile bir bütündür.

Fiziki olarak bugüne kadar varlıklarını sürdürebilmiş somut olan kullukların ardında somut olmayan önemli bir gelenek yatmaktadır. Unesco’ya göre: “Somut olmayan kültürel miras ; toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu somut olmayan kültürel miras, toplulukların ve grupların çevreleriyle, doğayla ve tarihleriyle etkileşimlerine bağlı olarak, sürekli biçimde yeniden yaratılır ve bu onlara kimlik ve devamlılık duygusu verir; böylece kültürel çeşitliliğe ve insan yaratıcılığına duyulan saygıya katkıda bulunur. ” (3)

Unesco böylesi bir tanımlama ile somut olmayan kültürel mirasın evrensel kabulünün kapsamını belirlemiştir. Bu bağlamda, Unesco; kültürel mirasın korunması, tanımlanan içerikteki kimliğin sürdürülebilmesi ve geçmişin geleceğe aktarılmasında Nimri Kullukları projesine yol göstermektedir.

2021 yılı projemize konu olan Ağbaba, Dalardıç ve Abbasdede kullukları üzerine yapılacak çalışma bu alandaki toplumsal hafızayı mümkün olduğunca ortaya çıkarmayı ve bu değerleri korumayı hedefliyor. Bu koruma, mevcut olanı yaşatabilme, özüne en az müdahale ile mirasın devamlılığını sağlama yönünde olacaktır. Somut ya da somut olmayan mirasın korunmasında, koruma kavramının evrensel değerlerine bağlı kalınacaktır. Geleneksel ve inanç bağlamında yaşanmış geçmişin çok uzun zaman diliminden bugüne ulaşmış olan mirasının, mevcut koşullar içinde korunması ve sürdürülmesi öngörülecektir.

Somut yapılar olarak var olan ve bozulmamış kullukların mevcut durumları ile korunması amaçlanarak, zorunlu hâllerde restorasyon gerekliliği değerlendirilecektir.

Bu doğrultuda projenin gerçekleşmesi için aşağıdaki yol izlenecektir:

  • Mevcut durum dokümantasyonun çıkarılılması…
  • Uygulama tanımlarının yapılması…
  • Uygulamanın gerçekleştirilmesi.

Üç aşamalı tanımlanacak süreçte öncelikle belgelemenin eksiksiz tamamlanması gerçekleştirilecektir. Yöntem ve uygulama şekli, süreç, sürecin alana yönelik tanımlaması yapılacaktır.

Bu kapsamda Nimri Kullukları Sanat Projesinin 2021 yılı hedefi; Ağbaba ve Dalardıç’da kalıntıları bulunan ziyaret kulluklarının yeniden yapılması, Abbasdede’de bozulan yapıtın yerlerinin onarılmasıdır. Böylelikle yapıtlar ve ardındaki gelenek yeniden Nimri’ye kazandırılacaktır. Dağlarda, kalıntıları bulunan silindir biçimindeki kulluklar ise daha ileri projelerin konusu olacaktır.

Nimri Kullukları Sanat Proje’sinin 2021 dönemi faaliyetleri kapsamında, daha önce gerçekleştirilen, Semah Heykeli, Trakya KulluğuAğbaba KulluklarıKazım Hasan Harmanı ve Kültür Harmanı’nın çevre düzenlemesi çalışmalarına başlanacaktır.

Proje, Nimri halkı, çevre köylüler, sanatçılar, üniversiteler ve gönüllü destekçilerin katılımı ile gerçekleşecektir.

Karagöz Sanat Evi

Nimri Kullukları Sanat Projesi




Kaynak: KFA

Editör: fethi oruç



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KEBAN Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YUKARI