|
Tweet |
İnsan tabiatı itibariyle sorumluluk duygusuna sahip olan-olması gereken bir varlıktır. Kişinin kendisine, ailesine ve çevresine karşı bir sorumluluğu olduğu gibi yaşadığı yere ve o yerde birlikte yaşamış olduğu kişilere karşı da bir sorumluluğu vardır. Yaşadığımız yeri güzelleştirmek ve daha yaşanılabilir hale getirmek hepimizin sorumluluğudur. Bu sorumluluğun farkında olmak ve her bireyin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gelecek nesillerimiz için üzerimize düşen bir vazife olup aynı zamanda bir borçtur. Bu sorumluluk sadece kişilere has bir sorumluluk değildir. Kamu kurum ve kuruluşlarının da sorumluluğu bulunmaktadır. Esasında en büyük sorumluluk bu kurumlara düşmektedir. Tabi ki sorumluluk duygusu daha iyi yaşanabilir bir toplum ve çevre oluşturmak için yeterli değildir. Sorumluluk duygusuyla birlikte fedakarlık da gerekir. Sorumluluklarını bilen bir bireyin öncelikle sorgulayıcı olması ve başta kendi hayatı olmak üzere olay ve olgulardan ders çıkartması gerekmektedir. Bu sorumluluklarımızın bilincinde olarak hareket etmeliyiz. Yine çevremize, kurum ve kuruluşlardaki işleyişe bireysel olarak davranmamak ve aynı zamanda yapılan hizmetlere eleştirel ve sorgulayıcı bir gözle bakmak gerekmektedir.
Hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda bazı konularda; nedense bir nemelazımcılık var. İstisnalar olmakla birlikte nedense sorumluluktan kaçan bir anlayış başını almış gidiyor. Yaşadığımız yerlerdeki problemlerin çözülmemesinin ve yeni problemlerin eklenmesinin en temel sebebi de bu. Bu konuya ilişkin olarak Nurullah GENÇ’ten dinlediğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim.
Sultan yolun ortasına bir taş koyuyor, büyük bir taş.
Pencereden seyrediyor ne yapacak insanlar diye.
Vezir geliyor taşı görüyor.
Aklına taşı yoldan kaldırmanın sadaka olduğu gelmiyor bile.
Taşın etrafında dolaşıyor ve diyor ki;
Sultanımla konuşayım, yolun ortasından taşı kaldırması için bir adam bulalım, bir kadro ihdas edelim...
Vezir gidiyor Asker geliyor.
Askerde taşın etrafında dolaşıyor, aklına gelmiyor taşı kaldırmak.
O da diyor ki; Vezirle konuşayım, yolun ortasına taş koyana ne ceza vereceğiz onu kararlaştıralım.
O cezadan anlıyor tabi.
Elinde kılıcı var, çekti mi tamam.
O geliyor, bu geliyor.
Menfaatperest geliyor... Saray dalkavuğu, saray maskarası...
(Eskiden padişahlar öyle akıllı adamlar ki, sarayda, özellikle dalkavuk, saray maskarası bulundururlardı. Sultana dalkavukluk etmeye çalışan olursa, dur o senin işin değil, bizim kadrolu maskaramız, dalkavuğumuz var, sana ihtiyaç yok denirdi).
Dalkavuk taşın etrafında taklalar atıyor, maskaralıklar yapıyor...
Böyledir biliyor musunuz? Menfaatperestler, iki yüzlüler..
Sürekli sorunların etrafında taklalar atarlar...
Asla düzeltmezler... Düzelmesi içinde hiçbir şey yapmazlar...
Onlar sorunları çoğaltanı da överler...
O da yolun kenarında oturup sultana yalakalık için şiir yazayım deyip gidiyor...
Sonra oradan geçen bir köylü taşı görüyor ve diyor ki; yoldan taşı kaldırmak sadakadır..
Önce taşa tebessüm ediyor...
Kaldırayım yolun ortasından da, kimsenin ayağına arabasına hayvanına takılmasın...
Elindeki eşya sepetini, küfeyi yere koyuyor ve taşa "Ya Allah Bismillâh "deyip sarılarak, sağa sola sağa sola derken taşı kaldırıp bir kenara koyuyor...
Sonra bir bakıyor ki; taşın altında bir kese altın...
Kesenin içinde bir not...
Sultan şöyle yazmış;
Bu kesedeki altınlar, " Taşın altına elini sokmayı becerebilenler içindir"
Taşın altına elini sokmazsa bir insan, maalesef başarılı olamaz...
Maalesef bu ülke taşlarla dolu...
Bir hayali gerçekleştirmek isteyen kişi taşın altına elini sokacak...
Biz de sorumluluktan kaçmayacağız ve bu taşların altına hep birlikte elimizi koyacağız. Toplumun bireyden beklediği tutum ve davranışları bireyin farkında olması ve bu sorumlulukları kendisi ve toplum için yerine getirmesi gerekmektedir. Topluma karşı sorumluluklarımızın başına birbirimizi sevmek, birbirimizin duygu ve düşüncesine saygı göstermek gelmektedir. Toplumsal görevlerimizden biri de iyilikte yardımlaşmak ve bu sorumluluğu bilerek hareket etmektir. Sorumluluk, çalışmak, üretmek bireysel bir hak olduğu için aynı zamanda kendimize, ailemize ve topluma karşı bir vazifedir. Toplumsal görevlerimizin bir diğeri de kamu mallarını korumak ve haksız yollarla bunları elde etmeye çalışmamaktır. Toplumda bütün fertlerin bu hak ve sorumlulukları koruma kollama sorumluluğu vardır. Bu toplumsal sorumluluklarımızı görmezden gelerek bu sorunlardan kaçmak hiç kimseye hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bir gün bu sorunlar ile bizim karşı karşıya gelmeyeceğimizin garantisi var mıdır? Bu sorunlara çözüm yolları bulmak bireylerin, kurumların ve toplumların beraber çalışmaşıyla mümkündür. Sosyal sorumluluk bilinci ile bu sorunları ortadan kaldırabiliriz. Sorunları konuşmak veya uzaktan bakıp geçmek çözüme hizmet etmeyecektir. Bunun için adım atılmalı ve değiştirmek için çabalamalıyız. Değiştirmek için de öncelikle sorunların tespiti ve bu tespitin akabinde hızlı çözüm yollarını bularak yaşama geçirmeliyiz. Sorunlar gün geçtikçe boyut değiştiriyor ve çözüm üretmek, çözümlere ortak olmak başka bir deyişle işin ucundan tutmak yine bizim elimizde.
Biz de Deva Partisi Keban İlçe Teşkilatı olarak tüm sorunların bilincinde olduğumuzu ve bu sorunların çözümü amacıyla elimizden gelen tüm çabayı göstereceğimizi bilmenizi isterim. Yönetim olarak amacımız hiçbir zaman ayrımcı bir anlayış olmadı olmayacaktır. Ayrımcılığın yaşanmadığı, şiddet, korku, baskı, ötekileştirme yapmaksızın, hukuka bağlı, vatandaş odaklı, katılımcı, tarafsız, saydam, hesap verebilir, denetlenebilir, etkili ve verimli bir kamu yönetiminin hayata geçirildiği, herkesin insan onuruna yaraşır, refah ve yaşam standartlarına ulaştığı, çocukların ve gençlerin geleceğe umutla baktığı, milletimizin barış ve huzur içinde yaşayacağı, saygın ve güçlü bir Türkiye ve aynı zamanda güçlü bir Keban idealini gerçekleştirmek amacında olduğumuzu da belirtmek isterim. Sözlerime son verirken siz değerli okurlardan beklentim sorumluluğun bilincinde olarak birey olarak sorgulamak ve çözüm odaklı bir yaklaşım sergilemenizdir.
DEVA PARTİSİ KEBAN İLÇE BAŞKANI SÜMER YÜKSEL
HABER: FETHİ ORUÇ