Çoğumuz Vizontele filmini izlemişizdir. Çok kısa özetlersek, film 12 Eylül darbesinden önce Van’ın bir ilçesi Gevaş’ta bir kasaba hayatının dramatik,komik, sosyal, siyasal ve kültürel yaşantısını anlatır. Bu filmde Keban’a dair çok benzerliklerin olduğunu ve bundan 30-40 sene önceki memleket havasını solur gibi özlemle zihin süzgecimden geçirir. Ve yüzümde tatlı bir tebessüm belirir.
Daha günümüzün ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı despotik anlayışın olmadığı yıllardı. Belediye bahçesinde, garaja çevrilen kilise önündeki kömürlü toprak sahada,baraj mahallesinde ve Keban stadındaki toprak sahalarda oynanan mahalle maçları, Fırat nehrinde oltayla balık tutulmaya gidildiği, Darboğaz’da yüzülmeye gidildiği, milli bayramların büyük bir coşkuyla kutlandığı, Ramazan abinin minibüsüyle çuvallar ile tıkış tıkış hatta minibüsün tepesinde yapılan köy yolculuklarının yapıldığı, pekmez, reçel, leblebi yapıldığı, belediye seçimlerinde yapılan içten ve sıcak mitinglerin yapıldığı, Etibank maden işletmeciliğinin açık olduğu, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpüldüğü yıllardı o günler. Duygu paydaşlığının yaşandığı yıllardı. Kimilerimiz hayatın şartlarıyla ayrıldığımız bu güzel ilçemizde. Bu doğallığı ve zamanı dondurarak göç ettik büyük şehirlere, geldiğimiz yerden daha farklı, yabancı, hızlı ve duygusuz bu şehirlere adapte olmaya çalışırken, bu yabancı yerlerin kimliğine bürünmeye başladık. Acımasız rekabet ve çıkarların ortasında acımasız bir savaşa girdik. Bu savaştan ne yazıkki başka bir insana bürünerek çıktık. Bu değişim hali ne yazık ki memleket toprağına da sirayet ermişti. Bu paraya dayalı sistem önce Keban çayını kurutarak başladı. 20 yıllık zehirli siyaset dili ve rant anlayışı önce coğrafyamızı kuruttu. Sonra insanların doğal ve saf hallerini dejenerasyona uğrattı. Ve biz bu yok oluşa itiraz edemedik. Çünkü dediğim gibi bu kanserli anlayış içten içe bizi çürüttü. İtiraz edemedik kandırıldık. Her sene tatile geldiğimiz memleketimizden bu değişimi en çıplak haliyle farkettik. Çok büyük bir yalnızlığa ve fukaralığa terkedilen baba ocağımız bu kirli siyasetin hasarına uğramıştı. Artık memleket ortak geçmiş,ortak tarih,ortak amaç ve çıkarlar güden insanlar bir kara parçası üzerinde hoşgörülü ve mantıklı bir biçim de yaşadığı kara parçasında yaşamlarının kaliteli bir sürdürdüğü bir yer olmaktan çıkmıştı.
Yazıma son verirken yine Vizontele filminde belediye reisi Nazmi beyin seçim mitingindeki anektoduyla bitirmek istiyorum. Sorarlar belediye reisine ilçeye gelen misafirler. “Siz burada nasıl yaşıyorsunuz? Buranın nesini seviyorsunuz?” Nazmi beyde çok zor buna cevap vermek. insan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan... ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı, orayı sevmektir. Burayı seversen, burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen, orası dünyanın en güzel yeri değildir... belkide biz memleketimizi çok sevmedik...