Nazım Hikmet'in kavuşamadığı sevdiğine,!!
KADINLAR
Ve kadınlar,
Bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri,
İnce,küçük çeneleri,kocaman gözleriyle
Anamız,avradımız,yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde,tütünde,odunda ve pazardaki
Ve karasabana koşulan
Ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakları
Oynak,ağırkalçaları ve izleriyle bizim olan
KADINLAR,
Bizim kadınlarımız..
Değerli canlar,Değerli okurlarım,kanayan hemde çok çaresizce medyadan izledigimiz ,seyrettiğimiz KADIN cinayetlerinden bahsetmek istiyorum.
ATATÜRK 4 Ekim 1926 yılında medeni kanunun tasarısını yürürlüğe koyarak aslında toplumda kadın ve erkek eşitliğinde belirleyici tavrı ortaya koymuştu.Uluslararası standartlarda ilk ve tek sözleşme dir.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ 11 Mayıs 2011 tarihinde ilk olarak ISTANBUL' da imzaya açılmış ve maddeler halinde imzaya sunulmuştur.Bu tarihten sonra 14 Mart 2012 tarihinde onaylanmış 1 Ağustos 2014 tarihin de yürürlüğe girmiştir.Özellikle kız çocukları ve kadınlar düşünülerek hazırlanan bu sözleşme Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından ve 46 devlet tarafından kabul edilmiştir.
Sözleşme de kadın ve erkek eşitliğinden bahsedilmekte ve kadın ayrımcılığı yapılmaması konusundaki unsurlar bulunmaktadır.İçerisindeki en önemli en dikkat çekici husus ev içi şiddette biyolojik olarak ya da hukuki bir bağı olup olmadığı göz ardı edilmeksizin tanıdığı ya da tanımadığı tüm bireyler tarafından kadına uygulanan her türlü şiddet karşısında ÖNLEYİCİ unsurlar içermektedir.Bu eylemlere karşı standart içerikler dahilinde yasal olarak da bağlayıcı belge olması Avrupa ülkelerinde uygulanmasıdır.
Sözleşme de insani haklar konusunda KADIN ve ERKEK eşitliği ATATÜRK tarafindan hazırlanıp 4 Ekim 1926 tarihin de yürürlüğe girmiş iken ,yine 1 Ağustos 2014 tarihinde tekrar İSTANBUL SÖZLESMESİ olarak yürürlüğe girmiştir.Birdünya ülke ve devlet İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ni kabul etmiş ve ülkesinde de bunu uyguluyorlarken,neden benim ülkemde hâlâ uygulansın diye mücadele veriyoruz.Neden kadınlarımız öldürülüyor,işkence ve tecavüze uğruyor,neden aile içi her türlü baskı ve şiddete uğruyor.KÜLTÜRÜMÜZE UYMUYORMU yoksa kadına gereken önem ve değeri vermek.Dışarıda ya da insan önünde kendini methederken mangalda kül koymayan hanım ya da beyler,niye ev için de en sevdiklerini ,aynı yastığa baş koydukları,ya da anaları bacıları ya da büyükleri ya da küçüklerine şiddetin her türlüsünü uygularlar.
13.yüzyılda HACI BEKTAŞ VELİ , "KADINLARINIZI OKUTUNUZ "diyor ve kendisine
Kadıncık Anayı seçiyor. Yanında görüp te soranlara da " Éşinizmi ?" diye soranlara " Eşim değil eşitim " diyor. EŞİT olmak eşiyle omuzdaş olmak ne erdemli bir unsur ,bir davranıştır herkese örnek olması gereken.
CENGİZ HAN halkına konuşma yaparken, " Ben sizin Hanınızım,bu da benim Han'ımdır " diyerek eşini göstermiştir.Hükümdar olup eşini kendisine hükümdar olarak görmesi,sayması kadar değerli bir husus olabilirmi.
Basit bir tabirle kızınız ya da oğlunuz veya anne baba bir yakınınızı düşünün ,siz değil de bir başkası sözlü, psikolojik yada biyolojik bir şiddet uygulasa gözünüzün önünde ne kadarına tahammül edebilirsiniz.
Çözüm önce aile içindeki eğitimden geçer.Temel de ev içindeki tutum ve davranışlar, şiddet ve hiddete gösterilen toleranslar gelecek yaşamdaki tutum ve davranışları belirler.Kız çocuğu babayı,erkek çocuğu da anneyi model aldığı kanıtlanmıştır bilinenin aksine.Bu nedenle çocukların evdeki davranışları özümsediğini unutmayarak,önce kendimizden başlayalım iyi ve toplum değerlerine saygılı bir birey olmaya.Türk değer ve yargılarını olması gerektiği gibi insanice yaşayalım.TOPLUMCA TEDAVİ OLMAMIZ GEREKİYORSA TEDAVİ OLALIM.Bunda beis yok.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ AMACINA ULAŞSIN DİLEKLERİMLE.....